EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ ALLAH'A MAHSUSTUR  

Menü
Site Haritası

Tercüme ve Mealler Kuar’in aynimidir?


Tercüme ve Mealler Kuar’in aynimidir?
Cünkü tercüme ne isim nede dalalet ettigi mana yönünden kuran olabilir gerek asil gerekse dalalet ettigi sair manalar itibariyla tercümede hata ihtimali bulundugu halde  Kuranda böyle bir ihtimal mevcut degildir. Hicbir tercüme birbirini tutmaz tercümeye kuran denseydi birbirini tutmayan binlerce farkli kitap cikar meydana bu tam bir deli sacmaligi olurdu.
Tercüme, Kuranin usul ilminde tarif edildigi gibi Muhammed s.a.v. e indirilen ve ondan bize mushaf kapaklari arasinda tevatüren intikal eden arapca nazmdir seklinde tarif edilemez. Kuranin usuldeki tarifi tercümeye kuran denemeyecegini dogruluyor. Kurani  ictihada ve konu ve seri hükümlere delil olmasi yönünden ele alan usulcülere göre Kuran: Allah tarafindan indirilmis, tevatüren naklolunan arapca nazmdan ibarettir. Bu tarifte tercümeyle ilgili hic bir ifade yoktur.
Tercüme ve Mealler Kur’an’ın yerini tutmaz
Sekiz ciltlik "Şifa Tefsiri"nin yazarı olarak söylüyorum ki, tefsirlerin veya meallerin hiç biri Kur’an-ı Kerim’in aynısı değildir.
Otuz yıldır meal savunması yapan bir dostum bir gün Cantaş’a geldi ve elindeki meali açarak "Biz Bu Kur’an’ı apaçık indirdik" diye bir meal okudu ve ardından "Bizim Ebu Hanife’ye, Şafi’ye ve diğerlerine ihtiyacımız yok. Biz Kur’an’ı okur ona göre amel ederiz" demişti.
Ben de ona "Kur’an Türkçe inmedi. Mealin ortasındaki Arapça bölümü oku ve apaçık manayı bana aktarıver" dedim.
"Ben Arapça bilmem" dediğinde "Hani apaçıktı?" dedim.
Ben ona "Sen mezhepsiz değilsin. Sen ateş mezhebindensin. Bu meali yazan sayın Ateş, Kur’an’ı okumuş, anladığını yazmış ve sen ona uyduğun için senin mezhepte imamın sayın Ateş’tir. Ben de İmam Ebu Hanife’nin anladıklarına uyduğumdan benim imamım da odur, dediğimde bu sözü çok mantıklı bulmuş ve Arapça öğrenmeye ve Kur’an’ı kendi dilinden anlama çalışmasına başlamıştı.
" Ak akça kara gün içindir." ata sözümüzü, Türkiye’de kolejlerde İngilizce dersleri veren Amerikalı, İslâm’ı seçen bir hanımefendiden, İngilizce’ye terceme etmesini rica ettim; o da "white money is for black days" diye terceme etti.
Bu İngilizce tercemeyi bir başkasına bunu Türkçe’ye terceme et dedim, o da "Beyaz para kara günler içindir" diye terceme etti.
Ata sözümüzdeki "Ak" kelimesi için Hüseyin Kazım Kadri’nin "Büyük Türk Lügatı" isimli dev eserine baktım. "Ak: beyaz, pak, temiz, günahsız... manalarına gelir" diyor. "Akça" kelimesi için M. Zeki Pakalın’ın "Osmanlı Tarih Deyimleri Ve Terimleri Sözlüğü" isimli eserinde "Akça: vaktiyle tedavül eden gümüş paranın adıydı" dedikten sonra gümüş paranın tarihine ve tanıtımına geçer.
"Ak akça kara gün içindir" ata sözünün içinde Osmanlı parasının tarihi, Osmanlı’nın para politikası, paranın ananın ak sütü gibi helal ve günahsız olması gerektiği, öyle ana sütü gibi helal, beyaz bir paranın karanlık günlerde insana ışık olacağı anlatılır. Sonra "Ak" ile "Akça" kelimeleri arasındaki söz ve mana uyumu terceme edilemez.
Atalarımızın beyinlerinden süzülerek bir kalıba dökülen özlü sözlerin tercemesinde bir çok zorluk yaşanırken Allah’ın kelamı Kur’an’ı Kerim tercemesini aslının aynı gibi kabul edenler, hem Kur’an’ı tanımamışlar, hem de terceme konusunda fazla kafa yormamışlar veya verilen emri yerine getirdiklerinden böyle söylemekteler.
Yaşlı bir yazar, merkezi yurt dışında olan bir dernekte Kur’an’ın Türkçe olarak namazda okunabileceğini ve öyle olması gerektiğini söyler ama, aynı derneğin adının Türkçe olması gerektiğini söyleyemez.
Kur’an’ın binlerce kelimesinin Türkçeleştirilmesini ve Türkçe Kur’an okunmasını isteyen bu adamlar ekmeğini yediği bu derneğin bir kelimesinin kılına dokundurtmuyorlar. Bu da gösteriyor ki bunlar samimi değiller. Bu iddiada olan biri Kur’an’ı Türkçe’ye terceme ediyor ve her baskısında gelen baskılar sonucu manayı değiştiriyor. Şimdi bu tercemelerin hangisini namazda okuyacak bu adam?
Benim de "ŞİFA TEFSİRİ" adıyla yayınlanan bir tefsirim var. Kendi tefsirime bakmadan herhangi bir ayeti terceme etsem aynı kelimeleri tutturamam. Şimdi bu iki tercemeden hangisine "Türkçe Kur’an" diyeceğiz?
"Törütkenimiz bir uğan idi atı birle."
Bu nedir? Hangi dildendir? Ne anlama gelir?
Bu, Hicri dördüncü asırda yapıldığı tahmin edilen, Türk İslâm Eserleri Müzesinde 73 no da kayıtlı olan en eski Türkçe Kur’an tercemesinden "Bismillâhirrahmanirrahim" ayetinin anlamıdır. Bu konuda Sayın Macit Yaşaroğlu beyefendinin "Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Tercemelerinin Kronolojik Bibliyoğrafyası" isimli eseri önemli bir çalışmadır.
Mealler/tercemeler kıyamete kadar devam edecektir. Her çağın insanı kabı oranında Kur’an’dan nasibini alacaktır. Eğer Müslümanlar da ilk çağlardan itibaren Tercemeyi Kur’an olarak kabul etselerdi şimdi Hıristiyanların elindeki tahrif edilmiş İncil gibi bir Kur’an kalırdı. Ama Rabbimiz buna izin vermemiş ve Kur’an’ı indiği gibi koruyacak değerli ilim adamlarını her asırda göndermiş.
"Onun (Kur’an’ın) önünden de arkasından da ona batıl bir şey giremez. O, Hakim ve Hamid tarafından indirilmiştir." (Füssılet 42)
Badem, ceviz, fındık en iyi kendi kabuğunda korunduğu gibi Rabbimiz’in kastettiği ma’na da en iyi Rabbimizin kelamında korunur.
Tabiattaki çiçekler, çekirdekler, madenler, gazlar, sebzeler, meyveler, Lokman Hekim döneminin hastalıklarına deva oldukları gibi günümüz eczacılarının da ana maddesi olmaya devam ediyor.
Her çağın ilaç sanayisinin önderleri aynı tabiattan kendi çağlarının ilacını bulmaya devam ettiği gibi her çağın ilim adamları da her çağın sorunlarının çaresini Kur’an kelime ve ayetlerinden bulup çıkarmaya devam edeceklerdir. Her tefsir ve meal, tefsiri yapanın bilgi, görgü, kültür kabına göredir. Bir insanın kültür kabı da bütün insanlığı kapsayacak kadar değildir.

Onun için her çağda tefsirler yazılmaya devam edecek ama Tefsir veya meallere "Bu Kur’an’ın aynısıdır" denmeyecek. Hazırlayan: Osman Aslan Hoca.

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam88
Toplam Ziyaret346707
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.75325.7763
Euro6.33506.3604
Saat