EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ ALLAH'A MAHSUSTUR  

Menü
Site Haritası

İRADE NEDİR VE İRADELİ OLMAK NE DEMEKTİR?

İRADE NEDİR VE İRADELİ OLMAK NE DEMEKTİR?

Bizim olan ve olmayan haraketler

Faliyet hayatımızın büyük bir kısmını kapladığı halde irademize yabancı kalan otamatik haraketlerimiz başlıca üç şekilde arzeder ki, bunlar:

1-    İçgüdüler

2-    Alışkanlıklar

3-    Telkinli haraketler dir.

İçgüdü haraketleri

Hayvanlar aleminde en mühim faaliyetler zekasını vücüda getiren içgüdüler veyahut sevki tabiler, insan hayatının da büyükçe bir kısmını idare etmektedir. İçgüdülerin neyin nesi olduğunu yeterince bilemiyoruz. Yalnız şunu biliyoruz ki, içgüdü dediğimiz haraketler, nev’a (cinse) mahsus bir ihtiyacın veya eğilimin ifadesi olarak, belirli bir cinsin her ferdinde, zaman ve mekan içinde hiç değişmeksizin, aynı şekilde zuhur eden (ortaya çıkan) ve doğuştan mevcut olan karanlık birer kuvvettir.

Kovan hayatı yaşayan arılara bakalım bu arılar bundan binlerce sene evvel, dünyanın her yerinde nasıl ne is enasıl yaşıyor ve çalışıyorlarsa bugün de öyledir; hep aynı tarzda petek yapar ve bal toplar Kudret eli arıları ezelden ebede kadar ince birer sanatkar doğup yaşamak üzere halk etmiştir işte bu bir içgüdüdür.

İlk bakışta içgüdü şeklinde zuhur eden haraketler, bir düşünce ve iradenin eseri gibi görünür. Mesela yuvasını yapan bir kuşa yavrularına uçuşu öğreten bir leyleğe yavrusunu kurtarmak için tehlikeye atılan bir anneye uzaktan baklınca bu haraketleri birer şuur izi gözlemlenir. Fakat, bu gözlemleme aldatıcıdır. Hakikatte bu haraketler sadece kuş, ve anne cinsine ait içgüdülerdir. Ve esasında birkaç refleksin birleşik bir halde ve rühi bir tesir ile harakete geçmesinden ibarettir.

 

Alışkanlıklar

Otamatik haraket ve faliyetlerimizin büyük bir kısmı da alışkanlık şeklinde meydana gelir. Başarı yolunda önemli bir rol oynayan alışkanlıklar, dikkat edilirse, içgüdülerden esaslı bir şekilde ayrılırlar. İçgüdüler cinse mahsus cinsin işareti olduğu halde, alışkanlıklar, aksine olarak tamamen sahsa aittir. Ve şahıstan şahısa hatta aynı şahsın hayati gelişmesi içinde daima değişebilir. İçgüdü haraketleri, hayati birer ihtiyacın ifedesi olarak doğuşta cinsten cinse irsi olarak geçtiği halde, alışkanlıklar, sonradan ve çoğunluğu başkasından görüp öğrenme süretinde kazanılır. Kah sırf taklit ile, kah düşünceli bir sürette  başlayan itiyatlar, zaman içinde tekrarlana tekrarlana yerleşir ve başlangıçtaki şuurunu kaybederek otomatikleşir.

Mesela, büyüklerin sağa sola tükürük sümkürdüğü gören küçükler evvela buna özenmeye başlar. Bir iki tekrardan sonra, bu tiksindirici haraket onlarda da alışkanlık halini alır. Etrafımıdakilerden görerek bir iki sigara içeriz. Bir zaman sonra arkadaşlık gayretiyle bir iki daha derken sigara içme bağımlılığına saplanır kalırız. İçki kumar, yalancılık gibi belalı alışkanlıklar da hep böyle başlar. Ve bağımlılık düşkünlük denilen felaketle biter.

İçgüdüler gibi, alışkanlıklarında psikolojik mekanizması birkaç refleksin birleşik bir halde ve herhangi bir düşünce ve ihtiyaç şevkiyle harakete geçmesine dayanır. Yalnız, tekrar dikkati çekelim ki, alışkanlıklar ihtiyaç veya gelişme hiç yoktan ve suni olarak ihdas edilir ki, bu nokta ile alışaknlıklar içgüdülerden tamamen ayrılır. Berikiler ihtiyaç ve gelişim ifade ettiği halde; alışkanlıklar birer görenek halinde taklit ile, bazen de düşünce mahsulü olarak başlar. Ve git gide birer ihtiyaç halini alır. İçgüdüler genellikle bedenin hakiki ve kişiye özel bir ihtiyaç ve gelişme ifade ettiği halde; alışkanlıklar birer görenek halinde taklid ile, bazen de düşünce mahsülü olarak başlar. Ve git gide birer ihiyaç halini alır. Alışkın olmayan için sigara, içki, kumar asla ihtiyaç ifade etmez. Ama birdefa alışınca bunlar, ekmeğe ve suya olan ihtiyaç kadar dayanılması güç birer ihtiyaç şekline girer. Sözün özü içgüdülerin başlangıcı doğuş, alışkanlıkların ki, ise tekrar eden haraketler serisinin ilk haraketidir. Mühim olanda bu ilk harakettir. İnsan sigaraya içkiye ilk kadehle başlar.

Bunun için ki içgüdüleri değiştirmek veya ıslah etmek, belki imkansız değildir. Amma muhakkak ki çok güçtür. Normal bir anneden çocuk sevgisi ve şefkati silinmez. Kedi fare tutmaktan vazgeçirelemez. Buna karşın alışkanlıklarımız değiştirmek sağlam bir nefis terbiyesinin rehberliği ile bunları sevk ve idare etmek, hususiyle başlangıçta kötü alışkanlıklara başlayıp saplanmamak daima elimizdedir. Gerçi ‘Alışmış kudurmuştan beterdir’ amma, kötü alışkanlıklara saplanıp da kudurmuş bir hal almaktan ise, iyiliğe götüren ve başarıya yarayan iyi alişkanlıklar elde etmemiz daima mümkündür. Bunun için eğitim kurumlarının ve eğitimcilerin en önemli görevi geleceklerini (kaderlerini) ve gelecek hayatının gelişme sorumluluğunu ellerinde tuttukları gençlere başarılı ve mutluluğa ulaştırıcı iyi alışkanlıklar kazandırmak ve kötü alışkanlıklardan korumaktır.

Telkinli haraketlerimiz

Şuurlu benliğimizin dışında cerayan eden haraketlerden nihayet bir kısmı da telkin altında yaptığımız haraketlerdir. Dikkat edersek bunlar da içgüdüler ve bagımlılık yapan alışkanlıklar gibi bizden meydana gelmekle birlikte Hakikatta ‘bizim’ değildir.

Telkin nedir?: Telin diye, bize herhangi bir şey hakkında bir fikir vermek ve bu sayede inancımızı kazanarak bizi bir harakete sevk etmek için maruz bırakıldığımız söz veya fiil şeklindeki tesire denir. Bu tesir iyilik yolunda da olabilir. Ve malesef bu yoldaki telkinler bilhassa gençler için daha tesirlidir. Kötü arkadaşın, sözleri veya yaptığı haraketleri ile, üzerimizde yaptığı tesiri, en iyi söz ve nasihat yapamaz.

Görüldüğü üzere bedenimiz bir çok haraket ve faliyetin yayılma merkezidir. Buharaketlerden bir kısmı, büyüme ve gelişme gibi sir nebatidir. Bir kısmı da organik ve otomatik şekilde hayvanidir. Bizden meydana gelmeleri nedeniyle bizim gibi görünen bu haraket ve faliyetler, gerçekte bizim olmaktan uzaktır. Çünkü bizim irade ve şuurumuzun eseri değiller.

Şuurlu hareketlerimiz ve irade

Bu nebahat ve hayvani haraketlerden başka bir kısım faaliyetlerimiz daha var ki, işte gerçekten bunlar bizimdir ve bizim insani varlığımızın ifadesidi ve benliğimizin özmalıdır. Şuurlu dediğimiz bu faaliyetler, şuurumuzun nurdan huzmesi (ışık demeti) altında akıl ölçeği ile iyice ölçüp tarttıktan sonra, karar vererek yaptığımız hareketlerdir. ‘İrade’ dediğimiz ruhi meleke ve manevi enerji de budur. Yani, içimizin karar verip yapmay v eicra sahasına çıkarma kudretidir.

Mesela Farzedelimki bir öğle üstü fakülteden yemeğe diye çıkmışsın. Yemekten sonra kütüphaneye girmek, üzere, önünden geçtiğin ve yabacısı olmadğın bir kahvede bir kaç arkadaşınnı tavla başında görüyorsun. Sana hep birden kollarını kaldırıp gel... gel diyerek işaret ediyorlar... İlk anda canın atıyor, adımların gerilemeğe başlıyor.. Kahvenin şamatalı havası, tavla pullarının şakırdısı, gençliğinin şakrak kahkaha sesi sanki zincirleyip çekiyor... Bu davet, bu tasavvur ve bu telkinin hatta belki de sende mevcut olan kahve ve tavla alışkanlığının sürükleyici kuvvetine dayanamıyarak kütüphaneye gitmekten hemen vaz geçmek üzeresin... Derken, beyninde şimşek süratiyle bir muhakeme geçiyor. Ve ani, kesin bi rkararla kütüphaneye gitmeliyim diyor ve yürüyorsun. İşte genç okuyucum, bu kararınla sen iyilik ve başarı yolunda aklını ve iradeni kullandın. Telkin ve itiyadın otamatik sürükleyişine karşı iradenle direnip dayandın.

Ahlaki İrade: Şu halde irade, tekrar edelim ki, aklımızın düşünüp karar verme ve yapılması aynı derecede mümkün olan çeşitli haraket tarzlarından birini beğenip tercih etme kudretidir. Yalnız bu noktada biraz duralım. Günlük müşahedelerimiz gösteriyor ki, insan bu kudreti iyilik yolunda kullanıp iyi işe karar verebildiği gibi; kötülük yolunda da kullanabilir. Ve kötülüğü tercih edebilir. Bir muhtaca yardım elini uzatan bir hayır sahibi ile bir masumun canına kıyan bir caniyi göz önüne getirelim. Aşikar ki bunların her ikiside düşünüp karar veriyor. Ve fiilini düşünerek yapıyor. Şu fark ile ki, biri aklını ve bunun icra kudretini ifade eden iradesini iyilik yolunda kullandığı halde; diğeri kötülük yolunda kullanıyor. Biri içinin insanı ve ahlaki temayülleri yolunca haraket ettiği halde; diğeri hayvani his ve ihtirasları gereğince haraket ediyor.

Şu halde başarılıolmak bahsinde iradeyi kör ve mutlak bir ruhi kuvvet olarak değil; ahlaki manada almak ve aklın iyilik yolunda düşünüp karar vermesi, fiil ve haraketlerin iyisini ve faydasını kötüsüne zararlısına tercih etmesi şeklinde anlamak gerekir ki, iradenin bu şekilde zuhuruna ‘ahlaki irade’ denir. İşte bu manada iradeli olmak demek, fiil ve haraketlerin iyisini seçip icra etme şeklinde beliren rühi kuvvete sahip olmak; hareketlerimizde kötü örneklerin, kötü telkin ve alışkanlıkların eşiri kalmayarak kendi fiillerimizi bizzat mezdana getirir, sevk ve idare edicisi olmak demektir.

Terbiyenin Ruh ve Karakter Üzerindeki Tesiri

İnsanlar birbirlerinden bedeni teşekkülleri, organik ve fizyolojik yapıları, tenlerinin ve gözlerinin rengi ve çehresinin şekli itibariyle ayrılır. Kalabalik bir yerde, mesela bir maç yerinde çehrelere dikkt edersen, birbirinin tam benzeri iki kişi göremezsin. Yeryüzünü şenlendiren milyonlarca insandan birbirlerinin tam eşi benzeri olan iki ferde rastlayamazsın.

Hekimler bile organik hastaları ve reaksiyonları birbirinin aynı iki hasta bulamıyor. Yaratıcı kudret yüzbinlerce yıldanberi geçmiş ve gelecek olan insanlardan her birini başka tipte halk etmiş ve sonsuz modelde insanoglu yaratmıştır. Her insan, kendisine özel olan, bedeni yapısı ve organik farkları ine kendi başına bir alem ve bir biyolojik tip teşkil eder ve her ferdin bu muayyen bir fizyolojik oluş, yahut ‘Comportement’ vücuda getirir ki buna ‘Mizac’ veya ‘natura’ denilir.

İnsanlarından yalnız benden yapıları, çehreleri ve mizaçları itibarıye değil; aynı zamanda ve bilhassa manevi, rühi teşekkül ve reaksiyonları itibariyle de ayrılır. Hem bu bakımdan olan ayrılış daha ince, daha derin ve esaslıdır. Aynı görüş ve duyuşta, aynı bir hadise karşısında aynı kederi duyup reaksiyon tepki gösteren iki kişi göremezsin. Her insan, kendi mahsus manevi yapısı ve ruhi hususuyetleri ile bir başka alem ve bir psikolojik benlik yahut ‘şahsiyet’ teşkil eder. Ve ferdin bu manevi yapısı ile ruhi husüsiyetleri onda muayyen belirli bir duyuş ve haraket ediş tarzı oluşturur ki buna da ‘karakte’ huy, tıynet, seciye’ denir.

Karakter Kelimesinin Manaları

Şuhalde karakter yahut yuz deyince bundan, ilk manada, bir ferdi diğer bütün fertlerden ayırt eden rühi ve manevi farklar ve husüsiyetler olduğu anlaşılmalıdır.

Her ferdin ruhi husüsiyetleri, tekrar edelim ki, onda muayyen belirli bir zihniyet ve bir hayat görüşü oluşturur. Hadiseler karşısında muayyen (belirli)  reaksiyon (tepki) gösterme şeklinde zuhur(ortaya çıkar) eder. Hülasa herkesin rühi özellikleri belirli bir rühi bemlik be manevi fizyonomi vücuda getirir ki, karakter kelimesi, umümi manada bu benliği ve fizyonomiyi ifade eder.

Karakter ve huy kelimeleri, aynı manada, ırk ve millet gibi muayyen insan gurupları hakkında da kullanılır. Ve gurubun bütün fertlerine müşterek bir takım rühi vasıflar ifade eder. Türkün karakteri dediğimiz zaman bundan mesela Türklerde göze çarpan mertlikve cömertlik gibi ortak manevi vasıflar anlaşılır.

Nihayet karakter, teşekkül etmiş şahsiyet, terbiye görmüş irade, uyanık bir şuur, fikir ve haraketlerine sahiplik ve prensip adamlığı manasına gelir ki, bunu Türkçede seciye kelimesi ile ifade edebiliriz.

Bu manada karakterli adam: ‘Prensip ve şahsiyet sahibi, düşünceli ve iradeli adam demektir’.

Karaktersiz adam da: ‘Şahsiyetsiz, sözüne ve işine güvenilmez ve akıl ermez, düzensiz adam demektir’.

Diğer bir ifadeyle: Karakterli insan hayvani içgüsü ve yönelişlerin esaretinden kurtulup bu kuvvetleri hayat için birer hizmetkar haline koymuş olan insandır.

Karaktersiz, insan da hayvani içgüdü ve ihtirasların boyunduruğu altında kalmış olan insandır.

Dikkat edelim ki, bu manasıyla karakter yahut seciye, terbiye ve ahlakın en yüksek gayesini ideal hedefini teşkil eder. Hakikatta terbiye ve ahlakın gayesi, en kısa bir ifade ile, karakterli ve sağlam huylu seciyeli insan meydana koymaktır.

İnsanlar Muhtelif  Mizaç ve Karakterdedir

İnsanlar mizaçları yani organik husüsiyetleri ve fizik çehreleri itibarile başka başka oldukları gıbı, karakterleri yani, ruhi husüsiyetleri ve manevi fizyonomileri, hülasa huyları itibariyle de başka başkadır.

İnsanların bazısı çabuk etkilenir, heyacanlanır, hiddet ve öfkeye kapılır; bazısı iç alemine çekilip kendi duygu ve düşünceleri ile yaşar; hazzı ve elemi olanca şiddeti ile duyar. Bazısı gayet canlı, haraketli, girişimci, cüretli, cesaretlidir; sokulgan ve atılgandır. Deruni hayattan, tefekkür düsşünme ve duygulanma hosdan hoşlanmaz. Bilakis hayatını, hareket ve faaliyet şeklinde yaşamak ister. Bunlar daima şendir, iyimserdir, içleri tükenmez bir ümit ve emel ile doludur. Bu tipler realisttir pratiktir; çabuk karar verir ve kararlarını hemen uygulamaya başlar. İnsanların bazısı gevşek ve hantaldır; kararsı, vehimli, çok hesabi ve çekingendir. Çok düşünür, enine boyuna hesap edip ölçer, fakat az haraket eder. Bunlar adeta haraket ve teşebbüsten yılar; düşünmeden ve fikri çalışmadan zevk alır, tefekkür aleminde yaşamayı realitelerle karşı karşıya gelmeye tercih eder.

Bu tip insanlar ekseriye gamlı ve kötümserdir. Sözün kısası, insanların bazısı ölçüsüzce hassastır, romantiktir.  Bazısı aktiv ve realist ve alabildiğince faydacıdır; bazısı da aptik ve hantal.

Karakter değişir mi? Mesele şuradadır: Ferdin haiz (sahip) olduğu muayyen ruhi hususiyetleri tamamen veya  kısmen olsun  değistirmek, onu kötü huylarından vaz geçirip iyi huylarla bezetmek yahut hiç olmazsa huylarını tadil etmek ve bu sayede  ruhi kuvvetlerini ayarlamak ve bu kuvvetler arasında bir denge vücuda getirmek; mesela, fazla hassas ve romantik bir şahsı faal ve realist yapmak mümkün müdür?

İki Telakki ve İki Cevap

Bu suale cevap olarak, fikir tarihinde, biri menfi ve kötümser, diğeri müsbet ve iyimser iki telakkiye göre huylarımız fıtridir. İnsan iyi ve kötü huyları ile beraber doğar, bunların iyilerinden faydalanır, kötülerini de hayatı boyunca sırtında taşır. Her insanın mizacı ve naturası bedeni yaradılışının ve uzvi huhusiyetlerinin nasıl değişmez bir ifadesi ise; huyları da ruhi bünyesinin ve manevi yapısının öylece değişmez  ve tadil kabul etmez bir ifadesidir.

Terbiyenin Ruh ve Karakter üzerinde hakiki bir rolü yoktur tezi:

O halde bir çekingeni atılgan, bir tenbeli çalışkan, bir korkağı cesur, bir hasisi cömert yapamazsınız. Kendini idareden aciz, zayıf iradeli bir kimseyi azimli bir insan haline getiremezsiniz. Bir katı yürekliyi merhametli yaparaka cındıramazsınız.

İhsan Sabri Çağlayangil


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret330398
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.68785.7106
Euro6.28976.3149
Saat